RSS2.0

samsat kalesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
samsat kalesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Samsat

Eski adı Samusata - Sumaysat olan Samsat Türkiyede tarihi en eski olan yerleşim yerlerinden birisidir. Fırat’ın batı ve doğu kesimleri arasında en elverişli geçit yerinde bulunduğundan Samsat tarih boyunca önem kazanmıştır.Ticaret yollarının kesiştiği öenmli bir ekonomik ve askeri üs idi.

Sümerler zamanında Semizata adı verilen Samsat’ ın demir çağında Hitit Krallığının merkezi olduğu sanılmaktadır. Bölge M.Ö. 708 II. Sargon tarafından zapt edilerek Asur’ a bağlı bir eyalet durumuna gelir.

M.Ö. 605 yılında Babiller’in eline geçer. Daha sonra sırasıyla Medlerin, Perslerin (M.Ö. 553), Mekadonya Krallığının (M.Ö. 333) ve Selevkos’ ların hakimiyeti altına girer.

Samsat M.Ö. 69’da Kommagene Krallığının merkezi olur. Kommagene Kralları Antichos sanıyla anılır. 150 yıllık süre içinde 4 kral tahta geçti. Bunlardan Kral Antichos III’ nün Romalılara yenilgisi üzerine Kommagene Devletinin egemenliği sona erdi. M.S. 72 yılında bir Roma eyaleti haline getirilen Samsat bir ilim merkezi olur.

Samsat hakkında bilinmesi gereken önemli bilgiler vardır.Samsat denince aklıma gelen başlıklar şunlar...:

  • Ünlü Arkeolog Bayan Theresa Goell Hakkında




  • Samsatlı Lukianos




  • Eski Samsat ve Samsat Kalesi



http://avomer.blogspot.com/2007/10/sahabe-hzsafvan-bin-muattal.html


SAMSAT

Eski adı Samusata - Sumaysat olan Samsat Türkiyede tarihi en eski olan yerleşim yerlerinden birisidir. Fırat’ın batı ve doğu kesimleri arasında en elverişli geçit yerinde bulunduğundan Samsat tarih boyunca önem kazanmıştır.Ticaret yollarının kesiştiği öenmli bir ekonomik ve askeri üs idi.

Sümerler zamanında Semizata adı verilen Samsat’ ın demir çağında Hitit Krallığının merkezi olduğu sanılmaktadır. Bölge M.Ö. 708 II. Sargon tarafından zapt edilerek Asur’ a bağlı bir eyalet durumuna gelir.

M.Ö. 605 yılında Babiller’in eline geçer. Daha sonra sırasıyla Medlerin, Perslerin (M.Ö. 553), Mekadonya Krallığının (M.Ö. 333) ve Selevkos’ ların hakimiyeti altına girer.

Samsat M.Ö. 69’da Kommagene Krallığının merkezi olur. Kommagene Kralları Antichos sanıyla anılır. 150 yıllık süre içinde 4 kral tahta geçti. Bunlardan Kral Antichos III’ nün Romalılara yenilgisi üzerine Kommagene Devletinin egemenliği sona erdi. M.S. 72 yılında bir Roma eyaleti haline getirilen Samsat bir ilim merkezi olur.

Samsat hakkında bilinmesi gereken önemli bilgiler vardır.Samsat denince aklıma gelen başlıklar şunlar...:

  • Ünlü Arkeolog Bayan Theresa Goell Hakkında




  • Samsatlı Lukianos




  • Eski Samsat ve Samsat Kalesi



  • Sahabe Hz.Saffan kabri şerifi



Eski Samsat ve Samsat Kalesi

Eski Samsat 1987 yılında Güney Doğu Anadolu projesi kapsamında Atatürk barajının su tutması nedeniyle yükselen Fırat sularının altında kaldı. Samsat özün ve köklü tarihi kadar kalesi ile de meşhurdur. Samsat kalesi eşine az rastlanır büyüklükte taşıma toprak ile yapılmış el yapımı bir dağdır. Bu büyüklükte bir el yapımız dağın bir eşi daha yoktur.

Samsat'ın ünlü kalesinin ne zaman yapıldığı konusunda kesin bir bilgi yoktur. Ancak Samsat Kalesinin Hitit krallığı zamanında yapıldığı tahmin edilmektedir. Kale bir zamanlar ileri ve gelişmiş bir medeniyet olan Kommegene krallığına başkentlik eden eski Samsat şehrini üzerinde taşımaktadır Kale tamamen taşıma toprak ile yapılmış olup tamamen insan yapımıdır. Yanda ki resimlerde Samsat Kalesinin kuzeyden görüntüsünü görüyorsunuz.



M.Ö. 9 yy da KUMMUHU adı verilen bölge önce Hititler sonra Asur egemenliği altında refah içinde yaşadı. Bu iki büyük medeniyetin izlerine eski Samsat bölgesinde ki atölye ve eski taş ocaklarında rastlamak mümkündür. Bu bölge o zamanlar ticari ve sosyo ekonomik açıdan çok önemliydi. IFRATES (Fırat) kıyılarına hakim olmak demek doğu ve batı arasındaki ticaret yollarına hükmetmek anlamına geliyordu. Bölge çok verimli topraklara sahipti zengin SEDİR ormanları ile kaplıydı ve su sorunu yoktu. Fıratın batı yakasının kontrolünü sağlamak bir anlamda Anadolu ve Mezopotamya arasındaki sosyo ekonomik tüm iletişimi kontrol etmek kısacası bilinen dünyaya hakim olmak anlamına geliyordu.




M.Ö 3.yy da Büyük İskenderin generallerinden biri tarafından kurulmuş olan SLEUCİD İmparatorluğu fıratın batı kıyısına ve samsata hakim durumdaydı ancak zayıftı hakimiyetindeki beylikler isyan ediyor ve bağımsızlıklarını kazanıyordu Samsat ve çevresine hakim olan KOMMEGENE bu beyliklerden biriydi İKALAMEAS adındaki vali M.Ö 163 yılında KOMMEGENE Krallığının bağımsızlığını ilan etti Sonraki Kral SAMOS Krallığını ve Samsat kalesini güçlendirerek kalenin son halini almasını sağladı bilge bir kraldı Başkent Samsat ve Kahta'nın sahip olduğu demir madenlerinin ticaret yollarını kontrol eden jeopolitik ve ekonomik öneminin Zengin ormanlarının krallığının düşmanlarını arttıracağını biliyordu. Krallığının geleceğini korumak için oğlu MİTHRADATES'i SLEUCİD prensesi LAUDİKE ile evlendirdi. Ama devler arasında var olmak kolay değildi. Ermeni ve part tehdidinden sonra batıdan gelen ROMA İMPARATORLUĞU kommegene krallığının geleceğini tehdit ediyordu. SAMOS Öldüğünde bugün GERGER ilçesinde beş metrelik kaya kabartması resminin bulunduğu dağa gömüldü. Kendisinden sonra işler iyi gitmedi Kommegene daha fazla dayanamadı ve ermeni krallığına vergi ödemeye başladı. Bu durum Kral ANTİOCHOS'un M.Ö. 70 de halk ayaklanması ile tahta çıkmasına kadar sürdü Kommagene en parlak yıllarını bu büyük kral zamanında yaşadı şehirler kuruldu büyük tapınaklar inşa edildi farklı kavimlerden olan halkını birleştirmek için doğu batı sentezi (HELENİSTİC) üretti bu karma kültürün örneklerini Kahta ilçesinde kendi mezarının bulunduğu NEMRUT anıt mezarındaki heykellerde görmek mümkündür pers ve yunan tanrılarının heykelleri burda yanyanadır. Heykellerde heykeltraşlık üslubu yunanlılara aittir, Ancak tanrıların elbiseleri başlıkları Pers (İRAN) kültürüne aittir. Bütün ülkeye dev kabartma heykellerini yaptıran ANTİOCHOS'un ihtişamı Roma İmparatorluğunu yöneten MARCUS ANTONİUS'un düşmanlığını kazanmasına neden olur. Roma Ordusu İmparator MARCUS ANTONİUS'un emriyle M.Ö.65 yıllında Samsat kalesini kuşatır. Büyük Roma Ordusu iyi korunan Samsat Kalesinde başarılı savunma örneği sergileyen kommageneli okçular tarafından mağlup edilir. Roma İmparatorluğu için utanç verici olan bu yenilgi Kral Antiochos'un bu sevinç ve gururla kendini TANRI İLAN etmesine ve Nemrut anıt mezarını inşa etmesine vesile olmuştur. Kale ve çevresinde yapılan araştırmalarda toprak katmanlarında ki tabakalara göre bir yapı katları haritasına ulaşılmıştır.


Tabakalanma
Yerleşimdeki saptanabilen yapı katıları şu şekildedir,
  • I.-III. yapı katları: Ortaçağ
  • IV. yapı katı, Roma Dönemi
  • V.-VI. yapı katları, Helenistik Dönem (MÖ 4. yüzyıl)
  • VII. yapı katı, Yeni Babil Dönemi (MÖ 6. yüzyıl)
  • VIII.-XI. yapı katları, Demir Çağı
  • XII.-XIII. yapı katları, Son Tunç Çağı - Orta Tunç Çağı
  • XIV. yapı katı, Asur Koloni Çağı MÖ 18. yüzyıl
  • XV. yapı katı, MÖ 19. yüzyıl
  • XVI-XIX. yapı katları, İlk Tunç Çağı
  • XX. yapı katı, Son Kalkolitik Çağ'dan İlk Tunç Çağı'na geçiş
  • XXI.-XXVII. yapı katları, Kalkolitik Çağ [3]

BULUNTULAR
Ortaçağ'ın geç evrelerine tarihlenen tabakalardaki kazılarda MS 12. – 13. yüzyıllara ait sikkeler tanımlanmıştır. Bunlardan Selçuklu sultanlarından I. Gıyaseddin Keyhusrev (1192-1195), Ala el-Din Keykübad'ın, (1219-1236), II. Gıyaseddin Keyhusrev'in (1236-1246), IV. Rükn el-Din Kılıç Arslan'ın (1257-1264) sikkeleri yanı sıra Selahaddin Eyyubi'nin (1170-1193) Harran'da basılmış sikkesi sayılabilir.[4]
Aşağı şehir II. katında bulunan ayaklı kadehler, bardak ve kaselerden oluşan cam eşya koleksiyonu oldukça zengindir. Diğer buluntular arasında kandiller, fildişi bir tarak, koku şişesi[5], pişmiş toprak kandiller, kemik kaşıklar, yaprak şeklinde mermer aplik ve sikkeler sayılabilir.
Sağlam bir Bizans suru üzerine kurulmuş Selçuklu Dönemi surları sağlam korunmuştur. Bu surlardaki kazılarda kireçtaşı üzerine çalışılmış, usta bir hattatın elinden çıkmış olan kitabe, Diyarbekr Şahı Karaaslan'a aittir.
Sarayın merkez avlusu olduğu düşünülen bölümü 14,65 X 20,55 metre ölçülerinde olup mozaik köşelidir.
İslam Dönemi'ne ait 1,8 metre çapındaki bir kuyuya atılmış beş kişinin iskeletleri bulunmuştur. En altta yüzükoyun yatan iskeletin boyun hizasında Abbasi Dönemi'nden beş altın sikke ve gümüş sikkeler vardır. Altın sikkelerden biri Harunürreşid (766 – 709), ikisi ise Mütevekkil'e (822 – 861) aittir.

Adıyaman Müzesi bu kaleden çıkan eserlerle süslüdür. Kale 1940'li yıllara kadar ailemin tapulu gayrimenkulu idi ve üzerinde ki düzlükte tarım yapılırdı. Bir gün ekim sırasında toprak sürülürken bir kafatası bulunmuş durum yetkililere haber verilmiş ve yapılan araştırmada kafatasının 2000 yıl öncesine ait olduğu ortaya çıkınca devlet tapuları iptal edip kaleyi derhal kamulaştırmış ve tarihi kaleyi koruma altına almıştır. Dikkat ederseniz kalenin surlarından geriye hiç birşey kalmamıştır ancak Amerikalı arkeolog bayan Theresa Goell yaptığı kazı çalışmalarında kale üzerindeki kompleks yapılaşmayı ortaya çıkarmıştır.

Uygarlıkların merkezi olan Samsat ilçesi 01.03.1988 yılında sulara gömülerek tarihten silinmiştir.Samsat taki kazılar en son Ortadoğu Teknik Üniversitesi adına, Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya fakültesi öğretim görevlisi Prof. Niğmet ÖZGÜÇ tarafından 8 yıl süreyle her yıl 3 ay olarak sürdürüldü. Dikkat ederseniz kazılar müthiş bir hızla yapılmıştır. Her yıl sadece 3 ay çalışılmıştır bu ne müthiş bir fedakarlık (!)

Kazıların ağırlığı dünyada eşi ve benzerine ender rastlanan Samsat kalesinde yavaşda olsa devam etmiş, Ortalama 20 bilim adamından oluşan kazı kurulu 1979 yılından 1987 yılına kadar kazı çalışmalarını sürdürdüler. Prof. Niğmet ÖZGÜÇ başkanlığında Samsat kalesinde yapılan kazılar sırasında Kommagene kralının sarayı tamamen ortaya çıkarıldı. Ağır sürdürülen kazı çalışmalarında 35 m olan kalede ancak 9 m'ye inilebilmiştir. Altın takılar, cam ve porselen kaplar bulunmuş höyüğün güney batısında hellenistik devre ait IV. yapı katında bir beze sarılı olarak altın süs eşyası, bilezikler, gerdanlık ve küpler bulunmuştur. Çürümüş bez madolenler üzerinde iz bırakmışlardır. Define takı olarak kullanılan gümüş sikkelerle, altın, gümüş, ziy- net eşyası ve kıymetli taşlardan yapılmış boncuklar- dan meydana gelmiştir. Definenin iyi korunmuş ilginç eserlerini ikisi çift, ikisi tek olan kaplamalı takılardan olan 6 adet küpe temsil eder. Ayrıca gümüş üzerine altın kaplamalı takılardan 2 çift bilezik mevcuttur. Kale dışında ilçenin çeşitli yerlerindeki kazılarda da paha biçilemez tarihi eserler çıkarılmıştır. Amerikalı arkeolog Richard ELLIES'te yaptığı kazılarda bulduklarından başka bir çok eserin de toprak altına yattığı kanısına varmıştır. Kalenin içerisinde gizli koridorlar tespit edilmiştir ancak yolun tamamı keşfedilemeden ve nereye çıktığı anlaşılamadan kale sulara gömülmüştür. Ne yazık ve hazindir ki çalışmaların onda biri bile tamamlanmadan kale döneminin olaylarını ve sırlarını da alıp sular altında kalmıştır.








1987 yılının sonunda ülkemizin sahip olduğu en değerli kültür hazinesi sulara gömülüş ve Hasankeyf için koparılan yaygaranın binde biri bu önemli kültür hazinesi için yapılmamıştır. Kale tamamen sulara gömülmeden hemen önce düşen jeton nedeni ile su altı dalgıçları suyun altında arkeologlar ve kazı ekipleri kalenin üstünde acımasızca kaleyi kazmış "Belki fazladan bir parça tarihi eser daha kurtarırız" yada "Ne kurtarabilirsek" ümidiyle dinamit patlatarak kale tahrip edilmiştir.


Aşağıda ise samsat kalesi ve samsatın göründüğü yukarıdaki karelerin bugünkü durumu


Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us

SAMSATLI LUKİANOS (M.S. 120-180)

Samsatlı Lukianos 120-180 yılları arasında yaşamış Yunan dili ile yazmış nükteli ve alaycı doğası ile tanınan ünlü Süryani filozof ve edebiyatçıdır. Her ne kadar Yunanca eserler vermiş ve Yunan Kültürü’ne ait olarak görünmekte ise de ana dili Yunanca değil Süryanice’dir.

Image Hosted by ImageShack.us

2‘ci yy’da yaşamış olan Lukianos bugün Süryanice “Güneş” yani Şamişat anlamına gelen samsat'ta doğmuştur.
Şamişat’ta yetişen ünlü Süryaniler’den olan Lukianos Roma İmparatoru Hidrianus’un egemenliği döneminde, MS 125 yıllarında doğmuştur. Orta halli işçi bir ailenin oğlu olan Lukianos ön eğitimini gördükten ve okuma yazma öğrendikten sonra hayatının erken dönemlerinde Baba mesleğini devam ettiren heykeltıraş dayısının yanında çalışmaya başlamıştır. Heykeltıraşlıktan bir süre sonra sıkılarak ayrılan Lukianos İyonya’da (günümüzde Ege bölgesi) eğitimine devam ederek Yunan dili ve kültürünü öğrenmiş, özellikle Homeros ve Platon’un eserleri üzerine çalışmıştır.

Eğitiminin sonrasında bilmediğimiz bir süre boyunca Roma İmparatorluğu sınırlarındaki üç büyük kentten biri olan Antakya’da avukatlık yapmıştır. Bu dönemin ardından Atina’ya giderek sofistik-bilgici felsefeyi benimsemiş ve sofist olmuştur. Diğer sofistler gibi hatip olarak halka açık konuşmalar yaparak dersler vererek kent kent dolaşmıştır. Yunanistan’dan sonra İtalya ve Galya’ya( günümüzde Fransa) gider. O zamanın sofistleri kent kent dolaşıp konferans veren ve bununla da epey para kazanan adamlardır. Arada, bir göz hastaligi yüzünden Roma'ya gitmis, orada filozof Nigrinos'la tanışmıştır. Yunanistan'a döndükten sonra tekrar konferanslarına devam etmiş, birçok yer dolaşmış parasını biriktirdikten sonra Samsat'a, anayurduna uğramıştır.

Retorikçi olarak yetişmiş olan ve mükemmel bir retorikçi olan Lukianos 2. yy.ın ikinci yarısında Atina’ya yerleşir. Burada kalması onun Yunan dili ve edebiyatı ile ilgili bilgi dağarcığını daha da genişletmesini sağlar.

Image Hosted by ImageShack.usMükemmel bir retorikçi olan Lukianos II. yy'ın son yarısında Atina'ya yerleşir. Burada Yunan dili, edebiyatı ve güncel yaşamına tam vakıf olur.

Bu erken Atina döneminde Lukianos sofistlikten ve sofistlerden igrenmis, felsefeyle, daha dogrusu ahlakla ugraşmaya başlamıştır. Hatipliği bırakarak dönemin Helenistik entelektüel yaşamı ve eğilimleri hakkında eleştirel, hayal ürünü, nukteli ve alaycı eserler kaleme almaya başlar. Zamanın felsefe ve ahlak çığırlarını eleştirir, bu yüzden hemen bütün filozofları, en çok Köpeksileri kendisine düşman eder. Bununla da kalmaz, hala varlığını sürdürmekle birlikte hızla itibar, inanlı ve popülarite kaybeden Yunanistan’ın mitolojik paganizmini sert dille eleştirir.

Bu eserlerini (daha doğrusu eserlerinin önemli bir bölümünü) hayali diyaloglar veya Menippos’un şahsında işlemiştir. Lukianos’un eserleri anlaşılan sofist bir hatip olarak kazandığı ün ve şöhretin devamını sağlamıştır.

İyi gelirli bilgici hatiplikten ayrıldıktan sonra ekonomik sıkıntıya düşer. Bu arada bir göz hastalığı sebebiyle daha önce gittiği Roma’da tanıştığı kişi sayesinde İskenderiye’de bir devlet görevi elde eder. Bu dönemden sonra MS 192 yılında 67 yaşında vefat ettiği düşünülmekle birlikte İskenderiye’de mi yoksa Atina’da mı vefat ettiği bilinmemektedir.


ESERLERİ

Image Hosted by ImageShack.us

Ünlü bir filozof ahlakçı olmakla birlikte günümüze 80’i aşkın eser bırakmıştır. Eserlerinden seçmeler batıda ilk olarak 1499 yılında Floransa’da basılarak yayınlanmıştır.

Başlıca eserleri “Tanrıların konuşmaları”, “Deniz konuşmaları”, “Ahrete varış” “Öbür Dünyada Konuşmalar”, “Yaşanmış bir öykü”, “Tarih nasıl yazılmalı?”dır.

Lukianos eserlerini insan ruhunun bayağı, kötü yanlarını eleştirmek, mitolojik Yunan dininin saçmalığını, anlamsızlığını göstermek için yazmıştır. Eserlerindeki kolay anlaşılırlık ve akıcılık eserlerinin çok derin olmamasının yazarın kabiliyeti ile ilgili olmadığını, anlaşılırlığını ve okunulurluğunu arttırmak için bilerek yapıldığını gösterir. Zaten Lukianos’un amacı insanları eğlendirecek bir solukta okunacak sıkmayacak eserler üreterek insanları eğlendirmek, güldürürken düşündürmek ve bilgilendirmektir. Bu açıdan “Sanat insan içindir” görüşünün çağındaki en önemli belki de tek temsilcisidir.

Tanrıların konuşmaları ve deniz konuşmalarında Lukianos ilkçağ Yunan mitolojik dini ile ve tanrıları ile alay eder. Eserlerinin büyük bir bölümünü yazdığı diyalog-söyleşim üslubu daha okunabilir akıcı ve zevkli bir nitelik kazandırmıştır. Bazıları tarafından sert olarak bulunabilinecek düşüncelerinin ifadesi için özellikle bu yolu seçmiştir Lukianos. Sokrates ve Aristoteles gibi filozofların, Homeros ve benzeri tarihçilerin, İmparator İskender’in, Yunan mitolojisinin büyük tanrısı Zeus’un konuşulamayan kötü özelliklerini bir doğulu ustalığı ile eleştirerek gözler önüne serer. Kısacası Lukianos kral çıplak der eserlerinde.

“Ahrete varış” ve “Öbür dünyadan konuşmalar”’da Lukianos ölüleri kendi aralarında konuşturmuştur. Geçmiş asırların önemli şahsiyetlerini eski özelliklerinin kalmadığı herkesin eşit olduğu ölüm ülkesinde dillendirmiştir. Dünyanın ve zevklerinin gelip geçiciliğini orada anlamış olanlar ile köpeksi (knik) filozof Menippos’un ağzından konuşarak hepsi ile alay eder ve eleştirir.

Samsatlı Lukianos döneminin en ünlü yazar ve eleştirmenlerinden olup bilimkurgu alanında edebi eserler veren ilk yazar olma ayrıcalığına da sahiptir. Lukianos’un en ünlü eserlerinden olan “gerçek bir öykü” (Türkçeye yaşanmış bir öykü olarak çevrilmiştir.) Dünya edebiyat tarihindeki ilk bilimkurgu türündeki eser olarak bilinmekte ve ayrı bir önem taşımaktadır. İğneleyici üslubunu burada da sürdüren yazar 50 yiğit adam ile uzak diyarları keşfetmek için çıktığı deniz yolculuğunu bu yol boyunca başlarından geçen olağanüstü hayali olayları, gördükleri hayali varlıkları anlatır. Zamanının en hızlı teknolojik aracı olan gemi ile nasıl aya çıktıklarını, ayda var olan yaşamı ve ay canlılarının güneşte yaşayanlarla olan savaşını anlatarak devam eder. Dünya dışı yaşamdan ve dünya dışı evren ile ilgili bu yapıt sayesinde Lukianos edebiyat tarihindeki ilk bilimkurgu yazarı olarak tanınmıştır. Eserinin önsözünde döneminin filozofları ve diğer yazarlarının akıldışı ve abartılı anlatılarını eleştirerek göndermelerde bulunur ve eseri hem onlara nispet olarak hem de insanları eğlendirmek için yazdığını belirtir.

“ ...Feylesoflara bak: onlar bile sıkılmadan uyduru uyduruveriyorlar! Ben asıl başka bir şeye şaşıyorum: o yazarlar attıkları anlaşılmayacak da dediklerine inanılacak mı sanıyorlar? Her neyse, bende onlara özendim, gönlümde bir ün salma dileği uyandı, gelecek yüzyıllara benden bir şey kalsın dedim. Yalan söylemek özgürlüğü olduktan sonra ona bende asılanmak istemez miyim? Başımdan anlatılmaya değer bir şey geçmedi, olsun. Yalanda mı yok? Ama benim yalan söyleyişim ötekilerinin ki gibi değildir; ben yüzümün akı ile yalan söylerim; hiç değilse onlar gibi doğrucu olduğuma inandırmaya kalkmıyorum. Ta baştan bildiriyorum, yalandır benim anlattıklarım...”

Bir başka eseri olan “Tarih Nasıl Yazılmalı”’da ise yine döneminin taraflı abartılı yalan yanlış tarih yazımlarına ve yazarlarına eleştiride bulunur. Bu eserinde ise diğerlerine göre daha nüktesiz bir tavır işlemekte ve şu sözleri ile eserini tamamlamaktadır: “İşte böyle yazılmalıdır tarih. Tarihçi kendini doğruya bağlamalı, çağdaşlarına yaranmaya çalışacağına gelecekten umut beslemelidir. Gerçek tarihin kuralı yasası işte budur. Bu benim dediklerime uyan olara ne mutlu bana: yararlı bir iş görmüş ayılırım; uyan kimse çıkmazsa, ne yapayım...” Homeros eve benzerleri eserlerinde yalan söylemiş abartılı hatta hayali açıklamalarda bulunmuşlardır. Sonuç olarak Lukianos, özgün üslubu ve gerçekçi düşünceleriyle 18 asır sonra bile halen sevilen ve okunan bir yazar olma özelliğini korumaktadır.

SEÇİLMİŞ KAYNAKÇA:
- Samsatlı Lukiyanos seçme yazılar, Çeviren: Nurullah Ataç K kitaplığı-İst-2002
- Türk Süryaniler Tarihi, Hori Episkopos Aziz Günel - Diyarbakır 1970
- Süryaniler; P. Emanuel Aydın, Viyana, 1982
- Lucian of Samosata : Introduction and Manuscripts, Introduction by A.M. Harmon, 1913, Published in Loeb Classical Library, 9 volumes